bazen eskiye döndügünüzde bazı seylerle yüzlesmek agır gelir. eskiden izlediginiz bi film, yediginiz yemek, eski bi arkadas ya da okudugunuz bi kitap. elimde Elif Safak'ın ASK'ı var yeniden. Ella'yı düsündüm bu gece uzun uzun... kendimle kıyasladım aklımca. oturup hatalarımıza bi kadehte sarap icmek geldi icimden. o evli, cocukları var; hic benzemeyip ne kadar da aynıyız aslında. kocam yok, cocugumda, boston'da lüks bi evdede degilim. ama onun gibi bende bi esaretin icindeyim. üstelik cok uzun zamandır mutluymus gibi yaparak katlanıyorum, kırmıyorum prangamı...
"...hepimiz icin hayat dogum ve ölümler dizisi demek. baslangıclar ve sonlar. bir anın dogması icin bir önceki anın ölmesi gerekir. yeni bir ben icin eski ben'in kuruyup solması gibi..."
simdi eski ben ölür mü bilmiyorum; yarın yeni bir gün olcak... sabah uyanıp işe gidicem, calısıcam, kosusturucam... kızlarla öglen yemegi yicem, orta sekerli kahvemle sigaramı icicem. "keyif" yapıcam. tekrar calısıcam. eve gelicem. ........... en sonunda yatıp uyucam! böyle bakınca pekte farkı yok gibi duruyor ama cok büyük bisey eksik. sen bunların hic birini bilmiceksin. yıllardır ilk kez sesini duymadan uyucam, sarılmadan, kokun olmadan... hersey aynı; ama altüst... sevmeyi bilmeyen herkesin sonu gibi yani. asık olmayı degilde; keske bende herkes gibi sevmeyi bilseydim.
keske ayrılıklara ölüm, ölümlere de dogum gibi bakabilseydim. her ölümün ardından yeni bir hayatın basladıgını kabul edebilseydim. bu bitisler o zaman cokta acı vermezdi belki. gidisleri ya da gitmek zorunda bırakılmaları daha kolay anlayabilseydim keske...
ya da anladıgımda "bitmis" diyebilseydim! keske...
Pazartesi, Şubat 06, 2012
Cumartesi, Şubat 04, 2012
Kardan ask!
Sabun kopugu asklar diye birsey vardir. Ben cok kotulemem oyle asklari. Guzeldirde yasanan o kisacik sey. Bir anda cogalan duygular vardir, kopuk kopuk ask dolar her hucren. Bilirsinde gozune surunce aglatacagini, kurcalamazsinda. Sonra zamani gelince suya tutarsin gecer. Ne izi kalir ne de baska sey. Bir guzel kokusu kalir. Sadece o. Acitmaz, uzmez...
Kardan asklarim vardir benim. Lapa lapa bembeyaz ask yagar her yanima. İzlemeye doyamaz kimse. Yagdikca cogalir. Yukselir... Sonra ruzgarlar eser ustunden toz gibi supurur kar tanelerini. Arkasindan yagmurlar baslar. Eridikce erir karlar. Camura doner, bir bakmissin herkesin izlemeye doyamadigi manzaradan eser kalmamis. Sadece camur. Sadece pis caddeler.
Kardan asklarim vardir benim. Lapa lapa bembeyaz ask yagar her yanima. İzlemeye doyamaz kimse. Yagdikca cogalir. Yukselir... Sonra ruzgarlar eser ustunden toz gibi supurur kar tanelerini. Arkasindan yagmurlar baslar. Eridikce erir karlar. Camura doner, bir bakmissin herkesin izlemeye doyamadigi manzaradan eser kalmamis. Sadece camur. Sadece pis caddeler.
Uyumadan sevis istediginle!
Baskalarinin yataginda yatiyorsun diye senden vazgecmemi bekleme benden. Sayet olurda baskasinin yataginda yatip huzurla uykuya dalip ayni huzurla yeni gune gozlerini acarsanda tekrar sana boyle baglanmami isteme. Suan baska yataklarda baska kadinlarla yatiyor olabilirsin. Ama huzurla uyumayip kalkip tek basina uyandigina gore hala bi ihtimal var demektir.
Cuma, Şubat 03, 2012
hosgeldin!
sonbaharın cocuguyum ben. hani eylül bası yagmurlar baslar, hava serinler; sonra ay sonu yeniden yalancı bir yaz yasatır ya eylül bize, tam o yalancı yaz günlerinden birinde dogmusum. bundandır herhalde yaz delisi olmam. günesini, denizini, kavuran sıcaklıgını, bronz tenini... yaza dair herşey tek başına bile hayat güzeldir demeye yeter. hele birde yaz askınız varsa...
ucaktan indim, derin derin denizi icime cektim... aylardır kapalı olan evime gittim, esyalara dokunmadım bile, sadece balkonda bir sigara yaktım. sanki o an onca zamanın sıkıntısı akıp gitmisti. kızları aradım. simit,cay ve yalı kahvesi üclüsünü nasılda özlemistim. sıcaktır yalı kahvesi. her masaya selam vermeden geçemezsin yerine. en sevdigimdir balıkcı teknelerinin önünde sögütün altındaki masa.
tatil dönüsleri zordur. valiz hazırlamak agır gelir. oysa bir hafta öncesinden hazırlanır o valiz tatile cıkarken, ama dönüste elin kolun varmaz geri doldurmaya.
zor bir yıldı... yorucu ve fazlasıyla yogun... huzur lazımdı; birazda durulmak. sessizce oturup deniz kıyısında tek başına kırmızı icmek lazımdı. yalnız kalıncaktı... yalnız ve huzurlu!
ucaktan indim, derin derin denizi icime cektim... aylardır kapalı olan evime gittim, esyalara dokunmadım bile, sadece balkonda bir sigara yaktım. sanki o an onca zamanın sıkıntısı akıp gitmisti. kızları aradım. simit,cay ve yalı kahvesi üclüsünü nasılda özlemistim. sıcaktır yalı kahvesi. her masaya selam vermeden geçemezsin yerine. en sevdigimdir balıkcı teknelerinin önünde sögütün altındaki masa. bazen birini görürsün, bakarsın, sonra kafanı çevirirsin. sonra hiç ummadığın bi zamanda hiç olmaması gereken bi yerde aklına gelir... iste tam böyle başladı. gördüm, baktım ve kafamı cevirdim. kızlarla gülüstük, muhabbet ettik, fallar baktık... o hep garip bi sekilde aklımdaydı. nerden bilcektim sadece bi kaç gün sonra sapsala dönceğimi:)
bi eylül aksamı hayatım tamamen degisti. hic düsünmedim, planlamadım, ölcüp tartmadım. sadece geldi ve girdi hayatıma... hayatımda yasadıgım en sıcak eylül aksamıydı, telaslı, mavi, elini kolunu nereye koyacağını bilmeyen bi aksamdı... serinledi sonra her geçen gün o aksamlar. yaz bitmesin diye ugrasıp dururum ben, rüzgara inat sal almak istemem üsüyen omuzlarıma, sandaletlerimle vedalasmam kolay kolay. ve eger serın eylul aksamında deniz kıyısında cıplak ayak yürümek istersem yürürüm... ta ki biri bana "yapma üsürsün" diyene kadar. masallar anlatmadı bana, romantikte degildi, mumlar yakmadı masada ama o gece bana yapma üsürsün dedi. kimse dememis miydi simdiye kadar? bilmiyorum. ama kimse öyle dememisti bunu biliyorum. o hic bilmedi bu kadar kücük seyden bütün ömrümü ona verdigimi. kücücük bi ayrıntıydı, o gece orda olan kimsenin aklında bile kalmayan bi detay.
günler gecti... dönüs vakti geldi. valizimi kapıdan cıkmadan once kapattım. balkonda bi sigara yaktım. denize uzun uzun baktım geldigimde yükümü hafifleten deniz; bu defa kalbime agırlıklar yükleyip yolluyordu beni. toparlandım, uçagın kalkmasına az bi zaman kala gittim limana. bir şehre veda etmenin ne demek oldugunu, aslında nasıl aglamamak icin yutkunuldugunu, yaz askının her zaman tatilden sonra unutulmadıgını ögrendim. cok agır oldu, sancılı oldu ama bir şehirde birini bırakmanın ne demek oldugunu ögrendim.
Çarşamba, Ocak 11, 2012
bir melek var (dı) !
hep melek başlarsın herşeye. herşeyin en saf halidir o en başı. ilk günler der dururuz her sızlanmamızda. ne değişir ki ilk günle son gün arasında, ya da ne değiştirir ki bizi...
kanatlarından öpmeye başlarsın, dokunmaya kıyamadan seversin; sonra yine kanatlarından yok etmeye başlarsın... önce onlardan başlarsın ki kırmaya uçup gitmesin, yanında aşktan can çekişsin diye!
peki hiç düşünmez misin ya melek ölürse diye...
kanatlarından öpmeye başlarsın, dokunmaya kıyamadan seversin; sonra yine kanatlarından yok etmeye başlarsın... önce onlardan başlarsın ki kırmaya uçup gitmesin, yanında aşktan can çekişsin diye!
peki hiç düşünmez misin ya melek ölürse diye...
Pazartesi, Ocak 02, 2012
iyi senelerrrr...
evet o çok büyük anlamlar yükleyip, daha yaşamadan içini doldurmaya başladığım 2012 ye girdik. hemde ne girmek. aşkı memnu kıvamında girdim yeni yıla. herkes şıkır şıkır, masa şahane, menüde yok yok, ev on numara kokoş. yılın house partysinin tam ortasındaydım. herşey iyiydi güzeldide sabah oldu püffff sihir bozuldu. 1 ocak klasik pazar sıkıcılıgından 2012de de kurtulamayacağımızın resmi belgesi niteliğindeydi. yılın ilk pazartesi olan bugünede herkes pazartesi sendromuyla başladı. yani değişen bişey yok. yeni yıl yeni yıl diye beklediğim bu yılında daha bi numarasını göremedik. tamam hani daha erken 2gün oldu falanda bi umut ışığı falan olaydı bari. tamam hadi pazartesi sendromu kalsında tatil günü pazar sıkıcılığının yok olmasında anlaşalım senle 2012. hoş anlaşmasakta sen bilirsin pazartesi benim için bi sürelik sendrom teşkil etmiyor. herkese huzurlu senelerrrr....
Cuma, Aralık 30, 2011
tam olarak resimde ki gibi olmasada bugün birileri fena basıldı:))
kadınların gerçekten tuhaf davranışları, ani kararları ya da kararsızlıkları var. mesela akşamdan "sabah mutlaka okula gidicem" diye yatıp uyanınca nedensiz vazgeçenler; bugün evde oturup dolapları toplıcam diyip kahvaltıyı dahi dısarda yapıp gece gezmelerine bile dahil olanlar; ya da çok eğlenceli bi gecenin ardından yok yere ertesi gün depresyon hırkalarını giyenler... bu liste uzar gider.
bu sabah arkadasım zeytin aradı. telefon zangır zangır çalıyo, ben zaten yataga gireli henüz 3-4 saat olmus o uyur-uyanık halimle açtım. bizimki derse gitmemiş kalk bişeyler yapalım diyo. saolsun çeneside biraz düşüktür, böyle sabahlarda spatula görevi görür. resmen yatağımdan yastığımdan kazıdı beni. hummalı bi hazırlık sonrası çıktım; hummalı hazırlıkta bizim sitenin az ilerisindeki kahve bıdıbıdısı için. ama hatun dediğin bakkala bile giderken şöyle gözünün üstüne sürmesini çekcek ya:) bindim arabaya gittim zeytini aldım. bizim kız bi tuhaf. böyle araba plakalarını falan okuyo. kendi kendine granitçi dedi ya falan diye mırıldanıyo. bizim kız sevgilisi olcak şahsı aramış. adam granitçideyim demiş daha cümleyi bitirmeden aaa arkadaşı gördüm diyip kapatmış. zeytin boş durur mu başlamış kurmaya. granitçi rutin gidilen ayak altı bi yer değil ki arkadaşıyla denk gelsin. ee tabi ben "aman granitçidedir abartma" falan derken geldik gelceğimiz yere. zeytin stresli sigaraya takviye yapcak, girdik markete. söylene söylene yürürken zeytin koşmaya başladı bende arkasından tabi. tuttu kolumdan yürü çıkyoruz diyo. ama beni çekiştirirken ellerinin arasında bi bomba tuttuğunu unutuyo. biran önce dışarı çıkmak gibi son derece normal bir amacımız vardı ta ki ben rafların altını üstüne getirene kadar. meğer zeytin limonun arkadaşını görmüş. hani şu granitçide seslendiği sonrada arkadaşı gördüm diyip telefonu kapattığı. zeytin uyanık hatun bide hisleride güçlü olunca yemede yanında yat çıkcak olayların. neyse hemen dökülen kutuları topladık meraklı gözlerle bakan teyzeleri aştık çıktık marketten. önümüzde iki seçenek var limon ya yandaki cafede ya da karşıdaki. zeytinin hisler kuvvetli ya hopppp attı kendini yandaki cafeye.
sakince yürürken "allah allah yanıldım mı" derken "biliyodummmm" diye haykırdı. sanki ortada bi iddia varda bizimki onu kazanmış gibi mutlu. ulan sevgili şahsını basmışşsın bi hatunla üstüne adam yüssüz gibi kalkıp yanına kadar gelip sana sarılıp seni öpüp masasına geri dönmüş. bi hırs yap bi sinirlen bi git kızın saçına falan yapış diimi. bi kadın olduğunu hatırla yahu. ama yok geçti adamın karşı masasına söyledi kahvesini höpürdete höpürdete içti üstüne fal baktı, saatlerce hiç bişey olmamış gibi güldü eğlendi. zeytine söyleyebildiğim tek şey adam için üzülüyorum demek oldu. düşünsenize adam kızı aldatıyo, kızın umrunda değil. adama psikolojik baskı. o adam düşünmez mi şimdi "ulan zeytin hiç mi değerim yoktu hiç mi üzülmedin, ben senin hayatını zerre kadarda mı karartamadım" diye. :))
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)


